ULUS FATİH
*
ŞAFAK ÇAĞRISI
İşte orda bekliyorum seni
köpüklü
dalgaların yılan sürüleri gibi gelip
bıçak gibi kesildiği yerde
kumsalın
yarlarla
bitiştigi
Hani,
başimizin
üstünde göklere degin bir kaya vardi
ta uçlarındaysa
kısa, yalnız, gür bir maki
İşte orda bekliyorum Aleko
seni
Akdenizli
bir korsan gemisinin ay ışığını parçalayıp
su perilerinin ürperdiği
o
yerde.
Bilirsin;
o acaip
kayanın başındakini taça benzetip
iyi
yüreklilerin Artemis diye çağrıştığı
ve düşlerimiz
de Venüs diye haykirdigimiz
o yerde! ..
Bense, seni tanımazdan önce
tolgasıyla bir Isparta askerine benzetirdim
o kayayı
ya da
Truvalı bir ata!
Ah! bildiğim kadarıyla
denizler ötesini dişleyen
masal
hayvanı bir komutan gibi dikilirdi ayakta
İşte orda bekliyorum seni
o yarların
ayakları dibinde
ve her
günün ardında kayaların oyulduğu
ve her dağlı
dalganın çarpınıp çevrildiği
fatihlerimizin ardındaki ordulara nispet
tekrar tekrar yüklenip yenildiği
O ordular ki şahinlerle uçurulan zafer mektuplari
ve tarih
kitaplarının galip sayılır bu yolda mağluplarıydı! ..
Ve karanlıkta denizin uzak
yaslı senfonilerle ağlayıp
eridiği
Ve işte o
giderek suskunlaşip, issizlaştigimiz yerde
-gece içinde-
Seni bekliyorum Aleko
Bekliyorum!
ne yapalım ki biz
Artemis için
bambaşka kavgalarin
eşigindeyiz!
Ve kayaların sorgucundan aşağılara uçan
kimbilir daha nice bereket ölüleri
ve aşiklar görecegiz.
Güzel günlere inanıyoruz Aleko
o
yalçın kaya
o
ürkünç kule
bereketin Artemis'i
sevginin
Venüs'üdür.
Öyle olacak
ve belki de bir ak güvercin
ta uçtaki gür makiye
bir yuva yapmakla meşguldür şimdi
Ve ben seni
şu gündüzlü gecede
o sevecen kayanın dibinde bekliyorum
Denizin
sarı
başaklı ovalar gibi salınıp gerildiği
Dalgaların
çocuk başli insanlar gibi okşanip, kesildigi
O güzelim kayanın dibinde
-balıklarla elele-
seni bekliyorum
Artemis'in bereketi
Venüs'ün
sevgisi için
verimli güzel
gerçekler için
Demokles'in kılıcıyız Aleko
seni
bekliyoruz!
Gelmelisin Aleko
Gelmelisin!
Tek Bir Vücut Olmalıyız...&
********************************************
***********************************************
PRİAMOSOĞLU HECTOR’UN ÖLÜMÜ
Ayağı tez Akhilleus, mızrağını yüreğime sapladığında
-bir sevda öldürümü-
Rüzgâr, hafifçe esiyordu
ve Manet rengi kırmızı bir kan yayıldıydı göğsümde,
sıcak.
Zakkumların oraya doğru koştum,
-anımsıyorum-
kumsala
gölgeler vardı orda
ve kırmızı zehir gibi çiçekler
ağaçlarda...
Uzandım güneşli gökyüzüne doğru
iyileşecektim
saatlerce gözümü ayırmadım
bakıp durdum
yukarıda
solgun Kırlangıç Yıldızlarına! ..
Tüm atlıların sesini duyabilirdim o an:
Akhalardan yaklaşan
tüm atlıları!
ve bu öğle vakti
sağda ova
bir Ağustos böceği sessizliği...
-ne garip-
öyle bir sessizlik vardı işte
Üzünçlü gibi geldi bana herşey o an
geniş, mavi, bulutsuz bir gök
yalnız gibiydi
Re teline dokunduğum bir mandolinin
pencerede sesini dinler
bir kız gibiydi
içli, beklentili...
Kızoğlankızlığı havanın
arı ve sıcak oluşu işte böyle
-pamuk gibi-
yüreğimin gözyaşlarını unutturdu bana
Mutlanlıydım doğrusu
ağaçların dibinde
usun kökleriyle yıkanmak
yalnız başına
ve göğsümde saplı bir mızrak yorgunluğu
ve senin sonsuzluğun o an ki...
Erinçsiz ölebilirdim artık,
-şaşilasi şeydi-
dağ bayır dolaşmadan
yaşamak varken
hiç bir şeye kavuşamadan yani
kapanan gözlerimle
Neden böyle düşündügümü
çok iyi anladım sonra
-özenle koruduğum-
Sırf seni düşünmek;
kavuşmanin en gelişmiş biçimiydi
aslında
Ve göğün bunaltısında
ak güvercinlerin kanat sesi
ve bir sevda şarkisiyla artik
-ölü-
yükseliyordum...
********************
NARAYAMA TÜRKÜSÜ
Dağ tanrıları koşullandırır geleceğimizi
yüksek ağaçlar altında yaşar gideriz.
Ala kargalar yer
oyuklara terkedilen göğül cesetlerimizi
Ve bir 'Narayama Türküsü' yükselir ardından
'Acı çekmeyeceksin anne
şanslisin
kar yağıyor.
Ölü gelinin seni bekliyor anne
kovukta uyuklayan yellerin götürdüğü ölü gelinin! ..'
Dağ tanrısı!
insaf et bir kere
söyle bize yarınımızı
kozalaklarında saklıdır alın yazımız
Ne olur
ala kargalara yem etme bizi
ürünümüz bol olsun yamaçlarında
karlı tepelerinde...
Ah anne anne!
-bir boğazdan daha kurtulduk şimdi-
bu kez şanslisin
kar yağıyor! ..
Ölü gelinin seni bekliyor anne
yellerin götürdüğü ölü gelinin
öteki yerde...
**************************************************
KUTSAMA
*
Nergis çiçeği hiç olmazsa duygularımızı kabartırdı
Azalıp giden ömrümüzün nesi kaldı şurada
Zakkumların ayların manolyaların altında
Ağlasın mı gözlerimiz sevişelim mi bilemedik bir türlü
Neden olan kararsızlıkları yaşamak değil yenmektir onca
Madem ki yaşayacagiz Sorrento'da ah o körfezde degil
burada
Eğilirsin köpüren dalgalar aşar yüreğini aşar yaşamları
Lâlelerde eğilir ama hep vardır mekânlar yolcudur
biliyorsun
Azalıp giden ömrümüzde değil lâleler mekânlar yolcusudur
zamanın
Lâl olsun dillerin sözlerimi unutma unutma sözlerini ve
ölme henüz vakit var
Tükenir ömrün tam uçurumun dibinde yıkanamazsın o coşkun
ırmakta
Üzünçle dolarsın arınamazsın artık gül kokularıyla hazır
ol kalbim
Razıyım yaşamaya sevişmelerli olmalı yalnız defne
kokulu (dolu) odalarda
Kan rengi olsun sevinçlerin özlemler kan rengi ve
dokundukça ulaşilmaz olsun
Malum olsun yaşayip yaşamadigimiz bir kendimize ama
yaşamak bizim olsun
Eğilince köpüren dalgaları aşacak bir gün örtecek
yüreğini o vefasız yosmanın
Neden olan boğuntuları at yalnızlıkları yen ve seviş
karanlıkta ışıkla dolsun yüreğin hiç olmazsa
********************************
***************************
HERAKLES’İN AĞLAYIŞI
*
Arian'da gelmedi
aşagida sümbüllerin oldugu yerde özlence yatar
buz gibi eserdi rüzgâr bayırda.
Renkli geyikler tırmanırdı göğe çatal boynuzlarıyla
ak bulutlar arayıp dururdu, düşler ülkesini...
Zehirli çiçeklerle doludur dünya
altın rengindeydi sular ama
-çığlıklarla geçerdi aralarından Ferhat
soluksuz ve nar çiçeği göğsüyle
uzak bir doğuda-
kahredip gitti Marat! ..
Uzun güneşler batardi orda,
-durmaksızın-
aldatan ve batan uzun güneşler
ve solup giderdi büyük arayış.
Saydam sunaklardaymış barışın senfonisi
öte gezegenlerdeymiş şol cennet dünya
Ama, gene de düşerdi tozlu yollara
sevinin dağlıları
süsenli Nereidler
-yılgınlık yoktu-
Düşerdi tek başina 'asasiz Odysseus'
büyük sabrıyla
ak alnında kara yazısı
uzakta Lesbos adası parıldasa da! ..
Tenyalar, tirişinler dolardi inanina en güzelimizin
her biri Yunus'tu ki,
ufuklarında çıyan
ağular Abydos'ta
bıkmadan Lethe'yi aradılar.
Ve eridi giderek Pan'ın flüt sesinde çağıldayan sesleri
öldü sevileri,
tenleri,
yürekleri,
yitip gitti İkarus'lar
sağır uçurumlarda
kül olup gitti hep, Zümrüd-ü Anka...
Ülküsüzdü şafak kuşlari orda
kanat çırpmazlardı
asmalarda yalan çiçeği
sümüşürdü salyali salyangozlar
Bir yurtluk ki;
kırmızı tavuslar öterdi durmadan
kırmızı sesler, kırmızı horozlar
tümü çok uzaklarda...
Ve artık,
çıkagelirdi ormanlar içinden bir zalim çocuk
radyo getirirdi kucağında
sorardı peltek diliyle amansız:
Nerede düşler ülkesi anne?
Hani nerede?
Metal aynaysa:
-Maçetaları çalardı! -
çalardı gök bir ayışığında
kara bir Gabriel Garcia Marquez'i.
Kan sızardı durmadan '..tiago Nasar'lardan
yürekleri apaksa da
'Kuzeydi Amerika! '
'Çanteist kiliseler genositli sayrıdır-
Ve konçitalar, diz kırarak sorardı yeni urbalılara
Hani 'Yürüyen ayı' nerede?
Nerede Mohikanlar?
Nereye gitti onlar?
Hani nerdeler şimdi? ..
...Baybars askeri mi çiğnedi
Hani Kanula şehri? ..
Ve derdi ki:
Meme versek bir öküze,
dirilir mi artık güneşin çocukları
dirilir mi Amon-Ra
dokununca toz olurdu mermer kolları...
Yüzyılın çocukları:
kül oldu Guernica!
-Heinkeller görünmez-
Tepelerin demir kuşu
o görkül cadı
köy üstünde bir karış yerden uçardı! ..
Eyy erenler, erendizler, ermişler
Götürün!
kartalların tünediği kayalara gömün beni
-ışık görsün gömütüm! -
uzaktaymış güneş ülkesi
uzaktaymış ütopyalar
Campanella! ..
Götürün!
'iri gözlerimde keder kılıcımda hüzün'
Nedensiz cesetimle yatarım orda,
Kaplansız
Novasız
Sevisiz! ..
Uyur kartallı kulede
Uyur yılanlı burçta
kendini,
uyur.
Uyur sonsuzluğunu...
Arian'da gelmedi!
seviyi öldürmüşler
öldürmüşler seviyi diyordu.
Ve bir zamanlar İda'da yaşayan,
Mavi atlaslı Herakles:
Şimdi Bergama'da bir lâhitin içine sigmiş
-ruhu uçmuş-
Hades'e iniyor,
delik deşik tahnitli ölüye işik sizmiş
sessizce
ağlıyordu...&
***********************************
***********************
KAPTAN
*
Dün gece bu limandan kalktıydık da biz
Ak mendil sallayan var mıydı kaptan
Bordadan yarayı aldıydık da biz
Fenersiz gecede battıydık kaptan
*
Denizler içinde yüzer giderdik
Gözlerim denizi görmezdi kaptan
Derya ortasında kaldıydık da biz
Cankurtaran var mıydı yok muydu kaptan
*
Gözlerim denize hasretti benim
Gözlerim denizi severdi benim
Gözlerim denize doymazdı ama
Gözlerim denizde sönmüştü kaptan
*
Üstümüzden geçti köpüklü yollar
Çırpınmaz oldu beyaz martılar
Deniz siyah gök siyah kara bahtlılar
Gözlerim denizi görmezdi kaptan
*
Kulaktan kesildi şen şıpırtılar
Deryada yok oldu can kıpırtılar
Denizin sesini duymadım kaptan
Dipten gelen dalgayı görmedim kaptan
*
Ayrılıp kenetlenip bizler çaresiz
Kuşlar da yok artık yürekte sessiz
Denizde sustu güverte ıssız
Deryada deryasız kaldık mı kaptan
*
Dillerim dilimizi söylemez artık
Gönülden gönülü çalamaz artık
Apansız aklıma gelemez artık
Denizler içinde öldük mü kaptan
*
Gördüğüm deryalar umuttu belki
Karanlık denizde gitmesek kaptan
Karanlık denizin gidiş bedeli
Yandık mı deryada anide kaptan
*
Denizde küstü bakmıyor bize
Denize esiriz üzülme kaptan
Vefasız olana olsun diyetin
Ağlama gecede görünmez kaptan
*
Tayfalar delice gönüller deli
Gördüğün deryalar bir umut seli
Ağlama gecede görünmez kaptan
Ne hal var içinde bilinmez kaptan
*
Geride bıraktım ekmek teknemi
Denizler ölene olsun kefeni
Yaşamak mutlak birlik emeli
Bu gemi denizde batsa da kaptan
*
Şu batıp giden bizim gemi mi
Göğsüme çarpan deniz yeli mi
Yaldızlı balığı deryaya saldım
Kim mahpus dünyada kim özgür kaptan
*
Gidiyorum artık duyun sesimi
Kardeşlik bitmesin dünyada emi
Paylaşıp ortakça unu ekmeği
İnsanlar ölmesin hoşçakal kaptan.
U.F
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder