3 Kasım 2018 Cumartesi

kıtmir

Bugün Muhammed'in efradı, çağının nobran, gelişmemiş ve ezilmişlikle  malul evladıdır, büyük devrimci Muhammed bunu hak etmiyor, öyleyse kusuru kendimizde aramalıyız. Çağımızı lanetleyerek bu zinciri kıramayız, çalışmalıyız ve alabildiğine yaşamak, coşkuyla hayatın tadını çıkarmak için yapmalıyız bunu, bize toprağın altındaki hengameyi, o görkemli sorgulamayı
beklemekle ömrümüzü geçirmemizi öğütleyen bilgiçlere, yıkıcı ve yıldırıcı hurafenin efendilerine uymamalıyız, onlar statükonun tanrılarıdır ve hiç bir şeyin değişmesini istemezler ve düşmanlarımızla -sömürgeciler- aşırı, azılı ve doğal bir işbirliği içindedirler, onlar size ufki vaatlerde bulunan, bugünkü ezilmişliğimize iman eden, kanıksayan ve sömürgecilerle aynı safta, işbirliği içinde olan münafıklardır olsa olsa...

Bugün biz tam da Ashab-ı Kehf'de -mağarasında- uyuyanlar gibiyiz. Kıtmir'i, Kıtrmirler'i beslemeyi de iyi biliriz. Öyle bir kesim var ki zoofil olan, manipülasyonla çağından uzaklaştırılıp, zahmetsiz, emeksiz, yararsız, ayrıksı, çağdaş olduğu sanısıyla, reel/yaşarlara karşı kapı kulluğunu çoğaltan, çağın sürkozmikliğine uzak,  tembellik yayan uğraşlara, miskinliğe, gizil bir atalete, ölüm sever, onu özler  uğraşlara, hobilere ömrünü koyan, işte azgelişmişliğin cinneti de budur çağımızda, her şeyi yadsımak ve kendi içine gömülerek, ayrıksı olduğu sanısıyla, kendini hayvanlara adamayı, onu insandan daha çok sevmeyi gelişmişlik sanan, onun sınırsızca çoğalmasını doğaya iman sanan, onların birbirlerine saldırmasını doğal yaşam kabul edip, gülümseyen,  oysa onlar kendisinden farksız yaşıyor ve görmüyor bunu, onlar da tutsak kendisi gibi, görünmeyen bağlaçların köle yaşarları değil mi onlar, işte azgelişmişliğin cehaleti emsalsizdir. Aile bağlarımız kuvvetli, ebeveynlerimiz ikinci tanrımız sanki, ama bu bizim birey olamayışımız, birbirimize ölesiye muhtaçlığımızdan kaynaklanıyor, bizi sömürenler tek başına dünyayı dolaşırken, çocuklarımız, ebeveynlerinden uzaklaşmaya, dizimizin dibinden ayrılmaya korkuyor, ayrılanlarda perişan oluyor bir yerde, paradokslar böyle, tek başımıza bir şey yapamıyoruz, yaşayamıyoruz, nedeni her konuda yetersizliğimiz ve elimizin kolumuzun bağlı olması, sorunlarını kökten çözmeye korkan kuşaklar bizim çağımız ne yazık ki...

Sanki bin yıl öncesinden, çağının içine düşmüş bir canlı gibi bu toplum.
Çağına ayak uydurmak, çabalamak, ter dökmek ona kölelik gibi geliyor, oysa gerçek köleliğin tanımı bu, kurtulmak için umutsuz olmak, çalışmayı zül saymak. Az gelişmişliğin bilenleri,  bilmeyenlerinin uzantısı gibidir... Bizim hiyerarşimiz dünyada eşsiz, bildik  sıralama, baba, anne, çocuk, kedi ve fare ve yerlerin değişmesi ölümcül sonuçlar veriyor, en tepede ise erk var, -dominant mekanizma- bütün bir toplum sanki onlar için yaşıyorlar. Oysa onlar toplum için vardı, varlar. Kitleelr hamam böceği gibi eziliyorlar doğu toplumlarında... Ve konukseverlik safsatası baş tacı, ezilmişliğin on iki levhası!.. Ve kusur daima geçmiştedir az gelişmiş de, la havle çekenle, havai dolaşan birbirinin can düşmanıdır, bu düşman kardeşliğin, bu ahmaksı cinbönlüğün gizini bulabilene aşk olsun. Tövbe ve şükürlerle hep mağarasına çekilen, pişmanlık ve nedametlerle her daim kovuğunda ömür geçiren bir doğu var karşımızda ne yazık ki... Kıyamet kopacak ve doğunun canını alacak, Azrail'in sadmesi onu cehenneme yollayacak diye ömrünü beklemekle mi geçirecek doğu diye sormak gerekir, doğuya hep bir Muhammed mi gerekir!..



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

                                                                                                                                 Hiç kimse ...